Zor Günlerden Geçiyoruz!

Sanırım benim hatırlatmama gerek yok, her birimiz zor bir 2016’yı geride bıraktık. Çoğu anını hatırlamak isteyeceğimizden bile emin değilim. Ekonomik çalkantılar, terör, ülkeler arası ilişkiler…

En umutlu ve optimistik olanımız için bile kolektif bir güzel gün bulabilmenin zor olduğu bir yıl. 2016’yı geride bırakıyoruz bırakmasına ama acaba getirdiklerini de geride bırakabiliyor muyuz? Birçok şirket küçülmeyi, masraflarını kısmayı, yatırım planlarını ertelemeyi seçti. Yeni yıl için hem makro iktisadi anlamda hem de insani ilişkiler anlamında işlerin zor olduğu 2016’yı hatırlanamayacak kadar geride bırakmayı, aklımdan çıkarmayı çok isterdim.

 Her şey harikayken piyasa talebi yoğunken lider olmak elbette çok daha kolay. Sağlıklı bir organizasyonda trendlere kapılarak büyümek, sonuçlar elde etmek; her birimizin en çok istediği şey. Kolayı istemiyoruz ama açık kapatmak yerine büyümeyi hedeflediğimiz, fırsatlarla akışta olduğumuz bir dönem her lider için harika olurdu. Ancak bildiğiniz gibi gerçek hayat böyle işlemiyor. Bazen işler terse dönüyor ve idare edilmesi çok daha zor bir dünya oluşuyor çevremizde… Büyük bir şirket, büyük bir lider olmanın yolu ise maalesef koşulların muhteşem olduğu dönemlerden değil, zorlukların hüküm sürdüğü, küçülmelerin olduğu dönemlerden geçiyor. 2017’nin çok daha keyifli bir yıl olmasını dilemekle beraber yine de bu tür kriz dönemlerinde eğer küçülme yaşadıysanız ya da yaşayacaksanız aşağıda vereceğim önerilerin bir kısmını kullanabilirsiniz. Emin olun bu dönemi atlatmanıza faydaları olacaktır.

Özellikle küçülme durumunda sadece değişken maliyetleri değil aynı zamanda personel maliyetlerini kısmak yani işten çıkarmalar yapmak zorunda kaldıysanız geleceğinizi şekillendirirken geri dönülemez bir biçimde yara almamak için kullanabileceğiniz yöntemleri şöyle sıralayabilirim.

Odanıza Saklanmayın!

Personel azaltmak hem şirketiniz hem de sizin için üzücü bir süreçtir. Hiçbir patron ya da yönetici bunu istemez. Yaptığınız bu eylem hem sizi hem de çalışanlarınızı depresyona götürecektir. Bunu engellemenin en iyi yolu görünür olmak ve olabildiğince umut aşılamaktır. Hayalleriniz ve beklentilerinizi açıkça ifade etmeniz, bu eylemlere neden gereksinim duyduğunuzu açıkça ve net olarak anlatmanız belirsizliği azaltacaktır. Dikkat edin, söz vermeniz gerekmiyor. Sadece yaşadıklarınızı tüm açıklığı ile anlatın. Görünür olmanız aynı zamanda onların da hislerini size açıklamalarını sağlayarak rahatlamalarını sağlayacaktır. Dinlemenin kolay olmadığını biliyorum ama büyük lider olmak herkesten farklı ve daha dirençli olmayı gerektiriyor. Hem unutmayın çalışanlarınızın liderlerine ihtiyacı var.

Şirketinizde Aksiyonlar İçin Gruplar Oluşturun!

Çalışanlarınızın yapıcı ve geliştirici önerilerle gelmesini sağlayacak gruplara katılmasını teşvik edin. Grupların önerilerini dinleyin. Hem yaratıcı fikirler duyabilir hem de çalışanlarınızın kendilerini faydalı hissetmelerini sağlayabilirsiniz. Unutmayın kendini faydalı hissetmek depresyon dönemlerinde ruh hallerini pozitife çekecektir.

Belirsizliği Azaltacak Bilgiler Verin!

Depresyon dönemlerinde belirsizlik birçok kişiyi yeni imkânlar aramaya ve kendilerini garanti altına alacak eylemlerde bulunmalarına sebep olur. Bur durum işten ayrılmaları ve personel devir hızını artıracaktır. Üstelik ayrılan çalışanlar genelde daha kolay iş bulabilecek olan ve rakiplerinizin de arzulayacağı çalışanlardır. Kriz dönemlerine mali olarak daha güçlü giren şirketler genellikle krizden daha iyi bir durumda çıkacaklardır. Bu dönemler hem kaynakların ucuzladığı hem de daha bol bulunduğu dönemlerdir. Ancak siz şirket olarak ahlaki davranmaya devam edin. Dışarıdan rakiplerinize zarar vermek için alabileceğiniz kaynaklar size faydalı gibi görünebilir ama şirketiniz kriz yaşadığında yine sizi ilk terk edecek personel grubunu istihdam ettiğinizi unutmayın.

Eğlenceyi Unutmayın!

Bu tür dönemlerde eğlence depresyonun en güçlü ilacıdır. Mümkün olduğunda ofis içerisindeki sosyalleşmeyi ve eğlenceyi güçlendirecek aksiyonlar bulun. Çalışanlarınızın katılması yönünde teşvikleri artırın. Örneğin bir futbol ya da bowling turnuvası çalışanlarınızın biraz da olsa olanları unutmasını sağlayacak ve eğlenceyi artıracaktır.

Her Şeyin Başı Umut Etmek…

Duygusal zekası olan bir liderin en önemli iki özelliği “Umut Vermek” ve “Şefkat”tir. Bu dönem geleceğe ilişkin hayallerinizin olması ve bu hayallere ulaşabileceğinize dair inandırıcılığınızın yüksek olması gereken bir dönemdir. Asla umutsuz ve çaresiz görünmeyin. Ne kadar umutsuz olursanız başkaları da o kadar umutsuz olacaklardır. Unutmayın tüm çalışanlarınızın size yani güçlü bir lidere ihtiyaçları var. Böyle dönemlerin en önemli faydasının piyasanın konsolidasyonu olduğunu unutmayın. Kriz dönemleri kaliteli ve sürdürülebilir olmayanların dağıldığı ve krizi aşamadığı dönemler olacaktır. Bu sayede pazar payınız artacak ve rakip sayınız göreceli olarak azalacaktır. Fırsatları değerlendirmeyi ve krize farklı gözle bakmayı asla aklınızdan çıkarmayın.

Çok sevdiğim bir kitap var. Richard Newton’a ait, adı “Büyük Düşünmenin Küçük Kitabı” özellikle böyle dönemlerde çok faydalı olacağına inandığım fikirleri var ama bir tanesini sizinle de paylaşmak istedim. Profesyonel tenisçiler, maçlarda %80 sayı yaparken amatörler %80 sayı kaçırırlar. Bu da şu anlama gelir: Profesyoneller, birbirleriyle maç yaptıklarında, sayı kazanan vuruş, beşte dört oranında, o kadar iyidir ki rakip tarafından karşılanamaz. Diğer yandan amatörler oynadığında, %80 skor elde edilir çünkü oyunculardan biri topları ağa gömer, kort dışına atar, çift hata yapar, servis kaçırır, ayakkabı bağcıklarına takılıp düşer. Bu durumu gözlemleyen fizikçi ve yazar Simon Ramo, “Amatör bir oyunda maçı kazanmanın yolunu, basitçe topu oyunda tutmak ve rakip oyuncunun kaybetmesine izin vermektir.” şeklinde açıklamıştır. Elbette bunu yapmak, sanıldığı kadar kolay değil. Tıpkı büyük düşüncelerinizi geliştirmek için enerjinizi tek bir yöne yönlendirmek gibi, sıkı bir disiplin gerektiriyor. Sıra her size geldiğinde, “Evet ve…” diyerek oyunu sürdürmek zorundasınız. Zafer için vahşi yumruklar atmaya can atmak, beyninize kan sıçraması, muazzam bir duygu. Hayatta olduğu gibi teniste de sayı yapmaya değil de maçı kazanmanın ödülüne odaklanmak, yapmaya çalıştığınız asıl şeyin sürekli hatırlatılmasıyla mümkün olur. Tek yapmanız gereken topu oyunda, hayalinizi de canlı, tutmak. Topu oyunda tutan tenis oyuncusu, durumu olduğu gibi kabul ediyor -ne kadar sert bir vuruş, hızlı bir spin olursa olsun- ve sayıyı devam ettiriyor. “Evet.” topa rakip tarafından vurulmasını sağlamaktır. Ve “Evet.” topu oyunda tutarak kazanmaya odaklanmaktır; son bir hamle yapıp abartılı bir hücum pasıyla topu kortun dışındaki parkın da uzağına atmak değil. Hayat oyununda “Ve,” kararlı bir “Evet.”tir sadece!

Depresyon dönemlerinde de yapmanız gereken amatörler arasında oynanan bir maçmış gibi düşünüp topu oyunda tutabilmektir. İşler yeniden harika bir hale geldiğinde ise sıra profesyonel oyun oynamaya başlamaktadır. Umarım harika bir 2017 geçirirsiniz!

 

Yorum Yap