Ne yaparsan aşkla yap

Kokoreç sever misiniz ? Bu soruyu bana sormus olsaydınız “ eehh “ cevabımı duyabilirdiniz. Bu seneye kadar! Turgut Reis’ te arkadaşlarımın anlata anlata bitiremediği meşhur kokoreçci ile bu sene tanıştım. Nasıl oldu bilmiyorum ama her günü orada tamamlayasım var bir kac zamandır.

Bu soruyu kendime sordum ben de elbette. Neden diye. Yediğim kokorecin tadı mıydı beni oraya bağlayan yoksa zaten keyifli gecen geceleri arkasından gidilen mekan olarak, orası mutlulukla mı capalanmıştı zihnime? Yok yok hayır hicbiri değildi düşününce. Bağlılığımın sebebi; Leyla Abla , mekanın sahibi ve calışanlarıydı.
Dededen toruna gecen bir dükkanmış burası . Yıllardır devam eden. Sizi öyle bir kucaklıyorlar, gözünüzün en derinine öyle bir bakarak karşılıyorlar ve oturduğunuz süre icerisinde öyle bir enerji veriyorlar ki size, sandalyeye yapısıp kalıyorsunuz kalkamıyorsunuz.
Müşteri hizmetleri yöneticiliği yaptığım yıllarda, müsteri bağlılığı ve sadakati üzerine bir cok programa katıldım. Dünyaca ünlü guruların konferanslarında bulundum. Her birinden ayrı deneyimler edindim. Bu sene Leyla Abla nın anlattıkları hafızamdan film gibi gecirdi o zamanlar öğrendiklerimi.
İncecik bir kadın Leyla Abla, genelde bermuda şortuyla gördüm onu, altında bir sandalet üzerinde sade bir tişörtle. Servis yapan cocuklarıyla bir örnek önlüğünü takmıştı o akşam da. Kıvır kıvır kısacık saclı. Buğday teni ve güler yüzüyle dükkanda ışık sacıyordu yine. Yanına gittim. Merakla baktı yüzüme. Anladı sanki başka bir şey soracağımı ona. Gülümsedi.
Direkt sordum. “Gercekten cok merak ediyorum. Sırrınız ne ? Her gece burası tıklım tıklım. Oysa etrafta , ismi markalaşmış olanlar dahil bir cok kokoreci var ama sizin kapınızda kuyruk ? Nasıl oluyor bu ?” Cok tatlı tatlı baktı yüzüme. Anlatmamı ister misin ? “Nasıl ister miyim , ölürüm “diye gecirdim icimden .“ Cok sevinirim” dedim.
Servis yapan cocuklara seslendi. “Ben 5 dakika yokum cocuklar, bilginiz olsun.” Kücük bir sedir kurmuşlar girişe, paket almak isteyenler orada beklesin diye. Miss kokulu , pespembe bengonviller var ortadaki sehpanın üzerinde.
Oraya buyur etti beni. Oturduk.
“ Cocukluğum” dedi . “Cocukluğum bu sevgi dükkanında gecti benim”. Off” dedim icimden “nefis bir 5 dakika beni bekliyor “Zira eskiden beri bayılırım hayat hikayeleri dinlemeye.
“Dedemin dükkanıydı burası”. Dedem derken öyle parladı ki gözleri…
“Dedem bize, cocukluğumuzda bu hayata geliş amacımızın insanların yüzünde gülümseme yaratmak olduğunu anlattırdı hep. Ne yaparsanız yapın, işiniz ne olursa olsun, eğer karşınızda gözlerinin ici gülen insanlar yoksa hicbirsey yapmıyorsunuz demektir derdi ” diye devam etti.
“ Yıllarca, dedemin bu anlattıklarını nasıl yaşadığını gördük , ictenliğin, sevgi dolu olmanın ve dürüstlüğün ne demek olduğunu onunla öğrendik. Sadece biz değil,tüm mahalle. O bize veda ettiğinde günlerce evimiz onun sevdikleriyle doldu taştı, ardından da o kadar güzel şeyler anlatıldı ki; burayı onun adıyla, onun düsturuyla devam ettirmemiz bizim icin adeta farz oldu. Biz de ailece devam ettirdiğimiz bu ekmek teknemizde, ondan öğrendiğimiz gibi hergün insanlarının gözlerinin icini güldürmeye , onlara sevgimizle hizmet etmeye calışıyoruz.
Bu cümleler bana Boston Filarmoni Orkestrası Şefi Benjamin Zandler in bir konuşmasını hatırlattı. Söyle söylüyordu ünlü şef, “eğer cocuğunuzun , eşinizin ,arkadaşlarınızın hatta iş birlikleliği yaptığınız kişilerin sizin yanınızda gözleri parlamıyorsa durun ve düşünün ben bu hayatta ne yapıyorum diye !” Leyla Abla ‘nın bunu nasıl yaptığını anlatacağını biliyordum ama heyecanla dayanamadım ve sordum “ peki ne yapıyorsunuz da insanların gözleri parlıyor?
“ Bize” dedi . Cocukluğumuzdan beri bize şu öğretildi. Dünya daki her insan Tanrı’nın bir parcasıdır. “Ve özeldir. Bizim yapacağımız şey ise herkese özel davranmaktır. Ve en önemlisi bunu yürekten ve inanarak yapmaktır. İşte biz bunu yapmaya calışıyoruz.”
“Hergün misafirimiz olan yüzlerce insana kendilerini eşsiz hissettirmeye calışıyoruz. Bu kadar.”
Anlatışına , ictenliğine , doğallığına hayran kaldım…Ve bütün bu yoğun duygularımı ifade ederek teşekkür ettim kendisine. Belki de tüm insanlar adınaydı bu teşekkürüm.
Timothy Gellway in benim de cok sevdiğim bir sözü var.
“Bir gül tohum olduğu andan öldüğü ana kadar güldür.”
İşte böyle bakmak gerek sanırım hayata. Herkesi her aşamasında eşsiz kabul ile yargılamadan , sevgiyle bakmak … O zaman cok daha kolay ve güzel oluyor hersey. Ve aslında her şey herkesi tam ve eksiksiz görmekle başlıyor…Bir yerden başlayınca; zihin, eskilerin tabiriyle “çorap söküğü “ gibi cözülüveriyor. Sanıyorum bende de öyle oldu Leyla Abla ‘yı dinlerken .Aklımdan gecmeyen kalmadı o anda, Martin Seligman’ın “ Mutluluk” u , Daniel Pink ‘in “ İşte Motivasyon” u, ünlü Nörobilimci David Eagleman’ın “Zihin Haritası” ve bir cok deneyim hayatımızdaki..
Leyla Abla cok keyifli bir akşam yaşattı bana. Aldı götürdü beni benden. Aynı zamanda büyük aşkla yaptığım işimi ne kadar cok özlediğimi hatırlattı. Birbirinden eşsiz bircok katılımcı ile aynı duyguda buluşmayı, coğalmayı, azalmayı ağlamayı, gülmeyi…
Ve en cok da gözlerdeki o pırıltıyı görmeyi…

1 Cevap

Yorum Yap