tr

Ne kadar heyecanlanıyorsan o kadar yaşıyorsun!

En sevdiğim şeylerden biri kitap okumaktır. Benjamin Hoff’un Pooh’nun Tao’su adlı kitabını okurken diyaloglardan biri oldukça hoşuma gitti.

“Sabah uyandığında, Pooh…”  dedi sonunda Piglet, “Kendi kendine söylediğin şey nedir?”

“Elbette ‘Kahvaltıda ne var?’ derim.” dedi Pooh.

“Sen ne söylersin, Piglet?”

“Ben derim ki… Ben derim ki bugün içinde heyecanlı neler olacak?”

Pooh düşünceli şekilde başını salladı ve “Aynı şeyi söylüyoruz.” diye ekledi.

Pooh’nun cevabı gerçekten harika… Doğada yaşayan bir ayı için bundan daha anlamlı ne olabilir ki! İnsanoğlu ise doğada yaşamıyor. Belki yaşamak harika olabilirdi ama biz kurallar ve sistemlerle yaşıyoruz. Elbette hepsini hem dünya düzeyinde hem de şirketler düzeyinde insanlar yarattılar. Birden binlerce yıl öncesine dönüp insanın diğer hayvanlardan farkının olmadığı zamanlarda yeniden yaşamak da pek mümkün görünmüyor.

Öyleyse kendi yarattığımız gerçekliğin içinde yaşayabileceğimiz en tatmin dolu hayatı benimseyebilmek için elimizden geleni yapmamız gerekiyor.  Bir an için düşünmenizi istiyorum, her sabah kalktığınızda sizi neler heyecanlandırıyor?

Kahvaltı,

insanlara ‘Merhaba!’ demek,

belki ofiste hoş bir gönül ilişkisi ya da satış rakamları.

Elbette bu hepimiz için farklı ancak işyerinde gerçekten sabah heyecanla kalkmamızı sağlayan ne var? Eğer yoksa büyük olasılıkla işe giderken ayaklarınız da geri geri gitmek isteyecektir sizi de birlikte taşıyarak. Zamanlama olarak hâlâ eski nesilden biri olduğumu kabul etmeliyim. Yeni nesle göre daha az konforlu koşullarda yaşadık ve tırnaklarımızla kazımamız gereken daha fazla materyal vardı. Sonra kendi çocuklarımız acı çekmesin diye mümkün olan her şeyi önlerine sunduk. Geçmişte küçük yaşta bir yerlerde çırak olarak çalışmaya başlayan bizler çocuklarımızın eğitimlerine odaklanmaları için sınırlarımızın bile ötesine geçtik.

Elbette buna iyi ya da kötü diyemem.

Çalışmayı bir yaşam formu olarak gören anlayıştan çok uzaklarda bir yere savrulduk. Bence bu değerlendirme bir şeyleri gözden kaçırmamızı sağlıyor. “İnsanı tanımlayan işidir, mesleğidir.” gibi bir düşünce kalıbında ısrar etmeye devam ediyoruz bazen. Artık fark başka bir yerlerde…

Katma değer…

İnsanın heyecanlandıran en önemli iki şeyden biri katma değer yarattığını bilmek, diğeri ise fiziksel hazlar. İkisinden biri olmadığında güne başlangıç için heyecan duymak pek de mümkün değil!

Geçenlerde biri ile konuşurken bana “Özgür olmak istiyorum. Sabahları geçinmek için uyanmamak, kurallarla dolu bir iş yerine gitmek istemiyorum.” dediğinde aklıma gelen şeylerden biri şu oldu. Sanırım özgürlük ile sorumsuzluğu zaman zaman birbirine karıştırıyoruz. Özgürlük bir algılama durumudur yani kendinizi parmaklıklar arkasında özgür hissedebileceğiniz gibi, çok özgür bir ortamda bile hapis gibi hissedebilirsiniz. Ancak ne yaparsanız yapın bugünün sistemlerinde özgürlüğün bir bedeli var. Doğduğumuz andan itibaren kendimiz olabilme lüksü için çabalıyoruz. Ancak kendimiz olduğumuzda daha özgür hissedebiliyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde “Ben şunu istiyorum ama bunun bedeline katlanmak istemiyorum.” ifadesi geçerli olamaz. Elbette istediğimiz şeyleri yapabilmek ve devam ettirebilmek için bazen yapmak istemediğimiz şeyleri de yapmak durumunda kalabiliyoruz. Ancak çoğunlukla ‘özgürlük’ diye tanımladığımız şey sorumsuzluktan çok farklı değil. Eğer her sabah heyecanla o günün nasıl geçeceğini düşünerek uyanmak istiyorsanız neyi istediğiniz ve istediğiniz şeyin sizin için nasıl sürdürülebilir olacağını düşünmek ve kendinizi tanımak için zaman ayırmak durumundasınız. Ancak fedakarlık ve özgürlük birbiriyle denge içerisinde olmak durumundadır. Aksi tüm beklentiler sorumsuzluktan başka şekilde tanımlanamaz.

Asıl mesele çalışırken gerçekten katma değer yarattığınızı bilmek ve bu katma değer için heyecan duyabilmekte yatıyor. Zaten sadece o zaman kendimizi özgür gibi hissedebiliyoruz. Herkesin en önemli görevlerinden biri bence kendi katma değerini tespit edebilmektir.

Umut Kısa, MCC

 

Yorum Yap