tr

Mış gibi değilsiniz. Bu uzun bir süredir görmediğim bir gerçeklik…

Bugün işimi neden yaptığımı ve neden bu kadar sevdiğimi yeniden hatırlatan bir e-posta aldım. Katılımcılarımızdan biri olan Özgür Alper’in mesajını sizinle de paylaşmak istedim. Elbette kendisinin izniyle 🙂

Sevgili Umut,

Öncelikle bu bir teşekkür yazısıdır. İnsan olduğumu hatırlattığın için teşekkür ederim. Biraz uzatacağım.

Ben zekamın farkında birisiyim. Kendimi yüceltmediğime ve gereksiz kibirlere girmediğime eminim. Bir süredir insanların beni samimi bulduklarını ancak gözlerindeki o soğukluğu anlayamadığımı farkettim. Samimi buluyorlar çünkü birçok duymadıkları niteliklerini iyi ya da kötü cesurca söyleyebilmişim, durum analizlerim iyi ve kırıcı değil. Alçak gönüllü olduğumu düşünürüm. Bunu sözlü olarak söyleyerek değil, fiilen olmayacak konularda diyaloglarım arasına aptallıklar gizleyerek yaptığımı farkettim. Ancak halen neden soğuk davrandıkları benim için bir muamma idi. Anladım. En azından anlama yolunda yol aldım.

Örneğin, bir süre önce kendisine ait finansal açıdan güçlü ve kendimce başarılı bulduğum bir işi olan ve yeni bir şirket daha kurmak isteyen bir arkadaşımla görüştüm. Üzerinde çok düşünerek ve araştırma yaparak karşıma gelip, işin temellerindeki görmedikleri sebebiyle yatıracağı tüm parayı batırmasına sebep olacak cümleleri sıraladığında ona akıl vermedim. Hataları gösterip bunu nasıl görmezsin demedim. Susup içime atıp belki bir bildiği vardır da demedim. Kendimi yerip, hayallerle başladığım kendi işim ile ilgili yaptığım ufak tefek hataların, aslında ufak sonuçlarını biraz abartarak, bana nasıl büyük sorunlara yol açtığını anlattım. Tecrübemin eksikliğinin işimdeki çabalarımını nasıl daha az faydalı hale getirdiğini anlattım. Çok ilginç ki benim bu kendimi yerme durumum, insanlarda bir özgüven sıçramasına sebep oluyor ve benim verdiğim bilgiyi kullanıp üzerine daha etkin oldukları bir bilgi ile birleştirip, sanki benim fikrimin kendi fikirleriymiş gibi sunulmasına sebep oluyor. 

Bu hep böyle idi ve hep böyle mi kalacak bilmiyorum. Aklımdaki durum analizi o sırada şunu söylüyor. Bu adamın ya da kadının falanca durumla ilgili bir derdi var. Benden akıl da istemiyor. Ortaya sohbet olsun diye anlatıyor. Yani ben danışılmak için orada bulunan birisi değilim. Şimdi bu adamdan, o adamın varmak istediği sonuca göre daha doğru bir zekaya sahip olduğumu belirtecek bir davranışta bulunsam beni dinlemeyecek. Kendi fikrinde inat edip yanlış bir öngörü ile yanlış bir seçim yapacak. Bunun yerine kendimi o kişiden daha aşağıda bir pozisyona sokup aslında sen daha iyi bilirsin ama böyle birşey var dediğimde kendisini göstermesini sağlamış oluyorum. Bu davranışın insancıl olduğu fikri beni hep mutlu etmiş idi. Sonuçta görülmeyen bir detay belirtilmiş, kendi tecrübesi ile harmanlanması sağlanmış oluyordu ve şimdiye kadar hep olumlu sonuçlanmış bir çok süreç ile karşılaştım. Kendimi saklayıp sustuğumda ise hüsran ile karşılaştım. İnsancıllığı da burada gizli bence. Adamın ne yapması gerektiğini söylemiyorum, bir fikirde diretmiyorum, sorumluluk almıyorum. Sadece sahiplenilebilecek önemli bir görüş sunuyorum. Bana herhangi bir insan başarısı için beynimden küçük bir parçayı bedava sunmak fikri hep insancıl gelmişti. 

Nükleer enerjinin kullanımı gibi, adam ucuza enerji elde etmek için yapmış. Sen git bunu atom bombası yap! Yukarıda bahsettiğim özellik olumlu sonuçlandığında enerji, maniplasyon amacıyla kullanıldığında atom bombası gibi birşey. Bunu düşünebilmek ve yazıya dökebilmek bile bir kendini yargılama sürecinin geçildiğini ve atom bombasının bir kaç defa kullanıldığını gösteriyor.

Ebeveyn dilinden uzak durmak için bir çabam yok. Tecrübelerimi paylaşıyorum. 

Peki beni burada bozan, sıkan detay ne? Şimdiye kadar bu konuda insan hırsları beni yanıltmayı başaramadı. Bu gibi görüşlerin sanki kendi fikirleriymiş gibi bana bile tekrar tekrar sunuluyor olması beni üzen kısmı oldu. Fikirler öyle sahiplenilmişti ki, benden duyulduğu unutulmuş ve bana satılmaya çalışılıyordu. Ulan iki gün önce ben dedim sana. İnsanların hayatlarını bu kadar etkili bir şekilde olumlu yöne çeken bu fikirlerin görünür sahibinin başkaları olması sanırım kendi hırslarımı köreltemeyişim ile çelişiyor. Kendi hayatımda cehaletin ve düşünmeye yeterince zaman ayrılmadan alınmaya çalışılan kararları almak, benim gibi birisine sahip olamadan, dışarıdan bir etkiye sahip olamamak beni hep üzmüştü. Kendim gibi birisini arayıp durdum. Benden daha zeki birisi olsa, ben ortaya konuşuyorken atlayıp cevaplar ve yorumlar yapsa, ben de onun fikirlerini çalsam. Hırsa bak! Kelin merhemi var, kendi kafasına sürüyor bir işe yaramıyor. İlla başkasının merhemi lazım.

Bulamadım. Taa ki seninle ve solaunitas ekibi ile tanışana kadar. Gerçi sen de bunun maddi karşılığını almak için bir bedel talep ediyorsun, sonuçta bu bir iş, ancak benim hayatımdaki bu detayı doldurabilmenin bedelini hesaplayamıyorum. Hatta bunun nasıl yapılacağını öğretiyorsun. Bunlardan çok olsun diye uğraşıyorsun. Herkes anlasın diye uğraşıyorsun. Teşekkür ederim. 

Gelelim neden soğuk davrandıklarına. Çünkü içimde bir yerlere gömmek için uğraştığım bu hırs ve kibiri görüyorlar, seziyorlar. Başkaları benim fikirlerim ile yol almış, benim hırslarım körelmemiş çünkü bana akıl verecek, çıkarlarım için kullanıp fikirlerini kendi fikrimmiş gibi satabileceğim birisi ile karşılaşmamışım. Kimse bana karşı o kadar samimi ve insancıl olmamış. Benim fikirlerimdeki saflığı kullanmışlar. Bunun için kızgınlığım onlardan ziyade kendime idi. İsmimin arkasındaki beni sinirlendiren “detaycı” sabotajcı fikirlerimi paylaşabileceğim insan yoksunluğunun şikayete dönüşmüş hali idi. Aslında konuşacak ve anlayacak insan yoksunluğu, beni nereye kadar düşünülmesi gerektiğini ayarlayamayan “detaycı” kişiliğe sokmuştu. Meğer bana koç lazımmış. İnsanlar yol alıyor, ben ise halen düşünüyordum. Kayboluyordum. 

Sonra koçluk ile tanıştım. Sanırım şu anda bu metin ile kendi kendime koçluk yapıyorum, ama yaptığınız şeyin değerini anlatabilecek farklı bir güç de yok elimde. Teşekkür ederim. Modüller sırasında her eğitmenin sınırlarını zorlayan yorumlarda bulunduğumun farkındayım. Özellikle Ayça ile ilk modülde çok tuğla kırdım. Fark ettiğim onlarca kişilik özellikleriniz dışında en temel, pürüzsüz ve gerçekten insancıl ve insansınız. Derdiniz önce geçmek, haklı olmak, büyük görünmek, ya da benim yapmaya alışkın olduğum küçük görünmek değil. Herşey gerçek. Sinirlendiğinizde sinirli, güldüğünüzde mutlu, gergin olduğunuzda gergin, yorulduğunuzda yorgunsunuz. Mış gibi değilsiniz. Bu uzun bir süredir görmediğim bir gerçeklik. Bunun için ayrıca teşekkür ederim. Hayatımda bu özellik 2.5 yaşındaki oğlumda var şimdilik. 

Ekibine ve sana sevgiler, saygılar.

Kolay gelsin.

Özgür Alper

 

Yorum Yap