Mevlana, Jung, Hellinger ve Krishnamurti üzerine bir deneme

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce zamanlarının guruları kabul edilen bazı adamlardan alıntılar yaparak onları sanal olarak cehaletimle birlikte tartıştırmak istedim. Haddimi de ciddi aştım yani…

Ancak aynı salonda dördü bi araya gelseler nasıl bir konuşma çıkardı. Aslında benim tahminim, hiçbirinin konuşmak istemeyecekleri yönünde. Muhtemelen kendilerine soru sorulana kadar hatta sorulsa bile konuşmama hakkını kullanırlardı diye düşünüyorum. Bir de konu belirlemek istedim, konumuz da son on yılda oldukça trend haline gelmiş ama en az 4000 yıllık tarihi olan bir uygulama. Yani meditasyon.

Konuya din adamı kimliğiyle Bert Hellinger başlar; (Bert Hellinger-Kabul Etmenin Özgürlüğü-Sistem Yayıncılık)

Moderatör: Sizce meditasyon nedir?

Bert Hellinger : Meditasyon içsel bir yoğunlaşma olabilir. Bu derinleşmiş bir iç görü, her şeyden önce de iyi bir davranış sağlayan bir anlayışa bağlı. Ancak başkalarını da sorgulamak istemiyorum. Çok abartılmış bir kavram. Tek başına da yapılabilir ancak insanlar meditasyon için para bile harcıyorlar. Bu beni hiç ilgilendirmiyor. Meditasyon yapanlara baktığınızda çoğunun bir eylem kazandığını görüyorsunuz. Meditasyonun özel bir etkisi yok. Yapanlar sevgi yetilerini daha da geliştirmiyor. Benim için her zaman şu soru söz konusu; meditasyonla elde edilen ne?

Moderatör: Meditasyon her derde deva değil, bir şeyin yerine geçmiyor, kişinin sorunlarından kaçış yolu sunmuyor. Söylemek istediğiniz bu mu?

Bert Hellinger: Doğru. Budist gelenekte pek çok insan meditasyon yapmak için belirli bir zaman manastıra gider. Öğrenilebilir ve gerektiğinde kullanılabilir. Ama bunu gündelik bir uygulama haline getirirsem kayba da uğrayabilirim.

Moderatör: Meditasyon konusunu biraz hafife aldığınızı görüyorum.

Bert Hellinger: Öyle! Fazlaca yüceltilmiş olduğunu düşünüyorum.

Moderatör: Sayın Krishanmurti siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. (There is no such thing as enlightment-Youtube Interview)

Krishnamurti: Bu saçma bir soru, neyi -merak ediyorsunuz. Bilmediğiniz konularda soru sorup öğreneceğinizi mi sanıyorsunuz. Siz aptallar ne biliyorsunuz ki zaten?

Moderatör: Sorumuza cevap vermek istemiyor musunuz?

Krishnamurti: Aynı soruyu 2000 yıldır soruyorsunuz. Aydınlanmadan bahsedip, insanlara vaatler veriyorsunuz. İnanmayın diyorsunuz, sonra kendinize inandırıyorsunuz. Örneğin Buda’nın aydınlandığını nereden biliyorsunuz? Biri size söyledi ve siz de inandınız. Asıl soru aydınlanmayı neden istediğiniz? Ne kazanacaksınız, para mı, huzur mu, mutluluk mu, acılardan kurtulmak mı, saygı mı, sevgi mi? Ne O, istediğiniz şey ne? Hem isteklerden arınmak istiyorum diyorlar, hem de aydınlanmak istiyorum diyorlar. Karar verin aydınlanmak istiyormusunuz? Meditasyon konusunda Bert’e katılıyorum. Nedir amacınız. Niye yapıyorsunuz bunu?

Moderatör: Teşekkürler. Sayın Jung sizin düşünceniz nedir? (İnsan Ruhuna Yöneliş-Say Kitap)

C.G.Jung: Ben tabi bu soruya cevap veremeyecek kadar yorgun olsamda kısaca şunları söyleyebilirm. Biliyorsunuz, ben diğer batılı bilim adamlarına göre bu tür ruhsal konulara çok daha açığım ve faydaları konusunda da tartışmak isterim. Bana göre, meditasyon öncesinde önce bilinç seviyemizin artması gerekiyor. Yoksa Yoga ve Meditasyon gibi araçlar anlaşılamaz ve faydalarını hissedemeyiz. Zaten bilinç altını hiç bir displine uymaya zorlayamazsınız. Bana göre asıl önemli olan aktif algılamadır. Frost’un dediği gibi siz zaten ne düşündüğünüzsünüz. Meditasyonda en azından ne düşündüğünüzü bilip bunun ne olduğunu anlama şansınız var. Ancak önce doğru bilinç seviyesinde olmak gerekiyor. Ben Bert Hellinger ve Krishnamurti’ye bu anlamda katılmıyorum. Bunlar sadece istekler, zaten bu istek olmazsa ilerleme yada gidiş de olmuyor.Öyleki insanın amacı aydınlanma değil ama bilincin artışı güç ve kontrol artışını sağlıyor, dolayısıyla meditasyon yapanların içlerine baktığınızda şu istekleri genellikle görürsünüz. Güç kazanma, dinlenme, dünyayı kontrol etme. Mesela bakın ezoterik düşünceye sahip olanlar genellikle kendilerinin diğerlerinden üstün olduğuna inanır. Bunu Bert Helinger’de yazdı biliyorum. Eğer meditasyon yaparken bunu hissederseniz bu meditasyon olmaz. Bu açıdan spirutalizm ile ezoretizm arasında ciddi farklar var. Ama meditasyon bu amaçların bir kısmını karşılar. Siz daha güçlü yapabilir, bilinç artışını sağlayabilir. Ancak aydınlanmayı sağladığını sanmıyorum. Çünkü meditasyon, samsara’da (günlük yaşamda) bir işe yaramıyor olsaydı kimse yapmazdı. Soru doğru bir soru ama Bert ve Krishnamurti cevabı beğenmiyorlar. Ya da meditasyon yapanların bir kısmı, günlük çıkarları için bunu yaptıklarını farketmiyorlar.

Moderatör: Sayın Mevlana, sizin ekleyeceğiniz bir şey var mı? (Mesnevi: Abı Hayat Ağacı)

Mevlana Celaleddin Rumi: Şimdi ben size bir hikaye anlatayım.

Bir bilgin masal olarak dedi ki: “Hindistan’da bir ağaç vardır. Kim o ağacın meyvesinden yerse, ne ihtiyarlar, ne de ölür. Bir padişah bu sözü sadık bir dostundan işitti. O ağaca, meyvesine aşık oldu. Divan adamlarından bilgili birisini, o ağacı bulmak, meyvesinden getirmek için Hindistan’a gönderdi. Adam o ağacı bulmak için Hindistan’da ve çevresinde yıllarca dolaştı durdu. Bu istenen şeyi elde etmek için şehir şehir gezdi; ne ada, ne dağ, ne de ova bıraktı. O ağacı kime sordu ise, sorulan kimse onun sakalına güldü. “Böyle bir ağacı arayan delidir.” dedi. Çok kimse de şaka ederek onun ensesine vurdular da; “Sen şu dünya dertlerinden kurtulmuş, muradına ermiş, saf bir kişisin.” dediler. “Senin gibi gönlü temiz, saf bir kişinin bu araştırması boş olur mu? Laf olsun diye hiç arar mısın?” Bu şekilde onunla alay etmeleri, eğlenmeleri de ona başka bir tokat oluyordu. Bu manevi tokat, onu maddi tokattan daha çok sarsıyordu. Alay ederek onu övüyorlar; “Ey aziz varlık!” diyorlardı “Filan yerde çok ulu bir ağaç vardır. O ormanda yemyeşil, pek yüce, yaygın, her dalı kalın bir ağaç vardır.”

Padişahın adamı herkesten bir çeşit haber duyuyor ve o ağacı bulmak için çok gayret sarfediyordu. Adam Hindistan’da yıllarca dolaştı. Padişah da ona mallar, paralar gönderiyordu. O gurbet diyarında birçok yorgunluklara katlandı. Nihayet bıktı, usandı ve ağacı aramaktan aciz kaldı. Çünkü ona aradığından hiç bir iz görünmedi; boş bir haber peşinde koştu durdu.

Böylece onun ümit ipliği koptu ve aradığını artık aramaz oldu. Geriye dönmeye, padişahın yanına varmaya karar verdi.Hem ağlıyor, gözyaşı döküyor, hem de durmadan yol alıyordu. Bir şeyhe rastladı ve ona derdini dökmek istedi. “Padişahlar padişahı, bir ağaç bulmak için beni seçti.” dedi. “Dünyada eşi pek zor bulunur bir ağaç varmış. Onun meyvesinde ab-ı hayat gizli imiş.” O ağacı yıllarca aradım. Sarhoşların alayından, beni maskara yerine koymaktan başka hiç bir belirtisini bulamadım.”

Şeyh güldü. Ve ona dedi ki: “Ey gönlü temiz, saf kişi! Bu ağaç, bilgili kişilerdeki bilgi ağacıdır. Yani bilgi sahibindeki bilgidir.

İşte mesnevide de yazdığım bu hikayedeki bilgi ağacı insanın kendini tanımasıyladır. İnsan kendini tanıdıkça bilgili biri haline gelir. Bilirsiniz bunu Yunus’da söylemiştir. İşte biz de bu yüzden döneriz ne ney üfleriz. Düşüncelerden arınıp altta ne var görmek için. Bert Hellinger, Krishnamurti ve Jung hep haklıdırlar. Fakat meditasyon bir amaç için yapılırsa o zaten meditasyon olmaz. Umarım sorunuza cevap verebilmişimdir.

7 Cevap
  1. Gülderen

    Siddhartha var aslında … o da bir prensti… bilgeliği aradı ve buldu diye düşünüyorum. Sayın Kısa yazınıza bayıldım.

  2. Esra O.

    Kalemine sağlık. Kullandığın metodu çok beğendim. Yalın bir şekilde bilgi vermişsin ve çok rahat okunuyor. Ben meditasyonu aydınlanmak için değil arınmak için kullanıyorum. Bu sayede frene basıyorum ve ruhumun bedenimi yakalamasına fırsat veriyorum.

  3. Merit Güç

    Meditasyon Size (varoluşun anlamı ve sizin varoluştaki yerinizle ilgili içgüdüsel bir bilme durumu olan) aydınlanmayı getirecektir. Aydınlanmayla birlikte, varoluşla tam bir barış içinde bulunan kendi ‘varlığı merkezi’nizi bulursunuz. Dış dünyada sürekli bir gerilim sizi mutsuz kıla bilecek son derece gergin durumlar yaşanır ama içinde “Merkez’inizde” yalnızca bir barış durumu vardır. Sonuçta varoluşun düşmanınız değil dostunuz olduğunu keşfedeceksiniz. Yasama karsı bir senliğe dönüştürme bilgeliğini keşfedecek olan da yine sizsiniz…

  4. Yiğit Bey’in yazısına katkı olarak:

    “Human imagination is more important than knowledge…” Albert Einstein

    FAzla bilgi eksik bilgi; ASLOLAN HAYAL GÜCÜ….

  5. Ece Erkal

    yazmak konusundaki verimliliğine üretkenliğine ve de disiplinine hayranım Sevgili Umut…4 lü konuşma; hem fikir hem de yazı olarak çok keyifliydi..teşekkürler..meditasyon hakkında hiç bir fikrim yok hatta bu yazıdan önce üzerine hiç düşünmemişim bile, diğer yandan herkesin farkında olarak ya da olmayarak yaşamında en az bir kere tamamen kendi yöntemi ile bunu deneyimlediğine inanıyorum..bence meditatif olmaya niyet edebiliriz ancak, meditasyon yapmaya değil..nerede nasıl yapılmalı vs gibi şeyleri bu yüzden komik buluyorum ben biraz..bedenimiz ruhumuz hatta sesini kısmaya çalıştığımız zihnimiz biliyor gibi geliyor bana bizim meditasyon şeklimizi ve zamanını…bu yüzden bu yöntemi keşfetmek bana kendisinden daha heyecan veriyor sanırım 🙂
    yazıda padişaha takıldım ben bir de..”bir şey var buna ihtiyacım var” diyorsun ve arayıp bulması için bir başkasını gönderiyorsun..bana çok zavallı bir durum gibi geldi bu..diğer yandan..belki de bu bilgiyi asıl alması gereken ya da bu bilgiyi algılayabilecek olan o görevlendirdiği kişiydi..ve padişah sadece böyle bir rol üstlendi..acaba bazen başkalarına bir şeyler öğretmek için de hata yapıyor olabilir miyiz? ya da hata yapıyor gibi görünebilir miyiz? kendi başrolümüzü oynarken yan setlere gidip ufacık bir rolle bir şeyleri alt üst edebiliyor muyuz ? sanırım öyle…böyle bakınca ortada sadece roller oluyor; hata, yanlış hatta doğru, iyi, güzel kalkıyor..ve tabi zavallılık hali de kalkıyor..tüm göreceler kalkıyor..olduğu gibiler kalıyor geriye..hem o padişah olmasa biz bu hikayeyi nasıl dinlerdik ki 🙂

  6. Yiğit Acikbas

    Kolaj tekniği yazıya uygulaninca ,üstelik sprtuel havuzunda ise yazınızı anlayan kisileri kutlamak isterim.
    Hep derim ki ; Basit şahanedir….

    Hayatti zorlastirmak için hersey mevcut su an….4000 yıldır uygulananda basittir ama son 100 yıldır herseyi birbirine kıyaslarsak yada daha kötüsü karıştırarak ayarlari bozduk.
    Kutsal kitaplar bile herkesin anlayacağı sekilde yazılmış Tanrı tarafından !

    İzninizle yazınıza ,hele son paragrafıniza eşlik edeyim ;
    Kisi kendine küfür etmedikce ,okuduğu kitaplar ,okullar , yıldızlar , kariyerler , sıfatlar , apoletler ….ne varsa egolarimizi oksayan , bir gün bizi en basa döndürür.
    Deriir ki ;
    – Nerede atladık…”!!!!!!”
    Bende derim ki ;
    – Fazla bilgi eksik bilgidir. !

Yorum Yap