tr

Koçun Varlığı (Presence)

Koçluk bir çok kişinin düşündüğünün aksine çok zor bir iş, tüm dikkatle dinleyebilmek, o anda ve orada olabilmek, kendi ajandalarınızdan uzak durabilmek, sezgilerinize kulak verebilmek ve hatta oldukça cesur olup, bazen danışanınızın sizi o anda ve orada bırakma riskini dahi göze almak. Üstelik bunların tamamı aynı anda tam bir profesyonellikle yürütmeniz gereken bir süreç… Koçluk bilmekle başlar, yapmakla devam eder ve olmayla sonuçlanır. Yani kimliğinizin bir parçası olmadığı sürece iyi koç olma imkanınız yoktur.

Bilenler bilir, yeni koç sorun çözerken, yetkin hale gelen koç sorunu müşterisine çözümletir. Ustalaşan koç ise yeni sorun yaratır. Usta koç gerçekte yüzeyde görünen sorunun çok daha altında ve derinde başka bir sorunun yattığının genellikle farkındadır. Aslında gerçek sorunda genellikle yüzeyde değil daha derindedir.

Tüm bu derinlik, ustalık aslında koçluk yetkinliklerinde yatar hatta benim kimlik yani olma yetkinliği dediğim koçun varlığı (presence) bu yetkinliklerin en başında gelir. Koç şimdi ve burada kavramını tam olarak içselleştirmediği sürece dinlemeyi, soru sormayı, güvenli bir ilişki kurmayı başaramayacaktır. Üstelik de görüşmeler oldukça yorucu geçecektir.

Koçluğa ilişkin eğitim ve atölye çalışmalarında insanların tam 15 ya da 20 dakika sonra fiziksel olarak çökmeye başladıklarını ve koçların enerjilerinin, özellikle başlarda oldukça azaldığını görüyorum. Hatta bu anlarda danışan ve koç arasındaki enerji uyumu öyle seviyelere geliyor ki, bazen bu iletişimin ne kadar faydalı sonuçlar doğuracağını düşündüğüm zamanlar olmuyor değil.

Gerçekte koçluk çalışmasını bu kadar zorlaştıran ne?

Konsantrasyon ve dikkat yoğunlaşması;

İnsan zihninin herhangi bir konuya 10 ya da 15 dakikadan fazla yoğunlaşması neredeyse mümkün değil. Yeni yapılan çalışmalardan bir tanesi; bir kişinin herhangi bir çalışmaya en fazla 10 dakika odaklanabileceğini gösteriyor.

Normal sürecinde bir koçluk görüşmesinin yaklaşık 60 dakika civarında olduğunu düşünürsek, bunun çalışmada bulunulan sürenin tam altı katı fazla olduğunu görebiliriz. Peki yanlış ya da doğru olan ne? Konsantrasyon; koçluk görüşmelerinde ne kadar kullanılmalı ya da kullanılmamalı mı?

Benim kişisel tecrübelerime göre; eğer konsantre olursanız çok kısıtlı veriyi sezme olasılığınız var, üstelik de sizi tahmin edebileceğinizden çok daha fazla yorar. Bize hep odaklanmanın çok önemli olduğu ve başarının odaklanma ile geleceği anlatılmıştır. Ben bu nokta da koçluğun bu doğrultuda yapılamayacağını düşünenlerdenim. Aranızda meditasyon yapanların var olduğunu düşünüyorum. Koçlukla meditasyon arasında sıkı sıkıya bir ilişki var. Aynen meditasyonda olduğu gibi; koçlukta odaklanmazsınız; ağaç yerine ormanın kendisini görürsünüz. Görürsünüz diyorum çünkü; bir şeye bakmak için çalışmazsınız. Her şey orada, o oda içerisinde oluyordur. Altıncı hisleriniz dahil, tüm duyularınızla, danışanınıza aynalık yapıyorsunuz.

Koçun görüşme içerisindeki varlığını (presence) farklı şekillerde tanımlayanlar olabilir, ancak benim için bu tanımlardan birisi kesinlikle odaklanma değil. Koçun varlığı, düşünmekten değil, düşünmemekten veya odaklanmamaktan gelir. Odaklanmak düşünmenizi ve anlamlandırmanızı hatta yargılamanızı sağlar. Anlatılan herşeye vücudunuz reaksiyon verir, üstelik bunların danışanınızın bilinç altı tarafından anlaşılmaması da mümkün değildir.

Ben koçun varlığını, onun sezgileriyle tanımlıyorum. Bu arada sezgilerin önemli olmadığını ve hatta bilimsel olmadıklarını düşünüyorsanız, bir de benden dinleyin demek isterim.

Yapılan bir araştırmaya göre; (bu arada nasıl saydılar hiç bir fikrim yok) insan vücudu saniye de yaklaşık 2 milyon bit veri işleme kapasitesine sahip, ancak sadece 164 bin tanesinin farkında ve aklı ile bunu işledikten sonra sadece lineer bir şekilde bunu kullanabiliyor. Ancak sizce bu 2 milyon bitlik veri nereye gidiyor.

Bu grup veri vücudumuzun otomatik olarak (kendiliğinden, farkında olmadan) sonuçlara ulaştığı veriler. Ve bence bizim sezgilerimiz dediğimiz şey de tam olarak bu. Önemli olan da, ihtiyaç duyduğunuz anda, kendi sezgilerinizin sunduğu sonuçlara nasıl ulaşabileceğiniz. İşte bu kısımda insanın kendini akışa bırakması, o anda ve orada olması önem kazanıyor.

İşte böyle olduğu anda yorulmanız ya da enerjinizin olmasını istemediğiniz bir yerde olması da mümkün değil.

Bu arada çok karıştırılan konulardan bir tanesi de sezgilerin karşı tarafa soru formunda sorulan yargılar olduğu. Aslında tam olarak doğru yerde sorulan “Ne istiyorsun?” ya da Bununla ne demek istiyorsun?” gibi sorular da tam olarak sezgilerin verdiği sorular olabilir. Sezgi tahmin etmek değildir.

Lao Tzu’nun koçluk için yazılmamış ama inanılmaz etkili bir sözü var.

“Just remain in the center, watching.. and forget that you are there.”

“Sadece orda kal, izle ve sonra orada olduğunu bile unut”

Biraz düşündükten sonra, sizin de bu konunun ne kadar önemli olduğunu fark ettiğinizi biliyorum.

Koç olarak, görüşme içerisinde var olmak istiyorsanız size bazı temel ipuçları; eğer bunları uygularsanız, fark ettiklerinize gerçekten şaşıracaksınız.

-Tüm duyularla düşünmeden ve yargılamadan izlemek;

-Danışanın gündeminde olmak

-Sadece düşünsel olarak değil, fiziksel olarak da ayna olmak

-Zihni disipline etmek

-Görüşme dışı meditasyon egzersizleri yapmak

 

6 Cevap
  1. ercan

    selin uzak çok güzel müthiş yazmışsın abi. etkilendim çok doğru evet çok doğru. başka konularda da yazılarını merak ediyorum selamlar sevgiler

  2. Ayça Kabaş

    Selin Hanım,
    Harika bir paylaşım yapmışsınız, elinize dilinize sağlık.
    Haklısınız herşeyi deneyimlemeye ömrümüz yetmez, ve zaten hepimiz farklı şeyleri deneyimlemek için geldik aslında. Ama deneyimleyemediklerimizi öğrenmenin keyfini de kaçırmamak lazım.
    Hayatın içinde, hayatla birlikte yürüyeceğimiz harika deneyimlere doğru..
    Sevgiler

  3. Selin Uzak

    Çözüm Olmak

    Hayatı çözmenin yolu, hayatın içinde kalmaktan geçiyor. Yaşamanın bir sanat olduğunu hep söyler dururuz. Ve hayatın bize sunulan bir armağan olduğunu belirtmeden geçemeyiz. Var olmanın bir bedelinin olduğu gerçeğini de inkar edemeyiz.

    Madalyonun bir başka yüzü de varlığımızla hayatın anlam kazanmasıdır.

    Biz varsak hayat anlamlıdır. Biz hayata katıldığımız öleçkte hayat anlamlıdır. Kuşkusuz biz olsak da olmasak da hayat sürüp gidecektir. Önemli olna bizim içinde olduğumuz hayatın sürüp gitmesidir. Hayatın içinde olmak ya da kalmak hiç şüphesiz beraberinde belirli yükümlülükler getirecektir. Öncelikle kendisiyle barışık, kendini seven, aklını ve bedenini seven, hayatı doğru yorumlayan insanların hayatın içinde kendilerine yer edindiklerine şahit oluruz. Bu bağlamda hayata katkılarımız olacağı gibi ondan istifadelerimiz de olacaktır.

    Amerika’yı yeniden keşf etmeye gerek yok. Bizden öncekiler gibi hedefler ve modellersek, başka bir anlatımla hedeflerimizi büyük tutup ona kilitlenirsek, modelimizi doğru seçersek, sobanın elimizi yakıp yakmadığını deneyimlemeye gerek kalmz. Bizden öncekiler ellerini yakmışlar. Gerek var mı artık bizim de elimizi yakmaya?
    Çözüm bekleyen, çözmemiz için bize sunulan ya da yaşam denilen sınavdan başarıyla çıkmak için önümüze çıkan karadelikleri ustalıkla kapatmak durumundayız. Karadelikleri kazıp derinleştirebileceğimiz gibi üzerini kapatmak da mümkün. Hiç düşündünüz mü günübirlik yaşantımızdaki karadeliklerin sayısını? Adeta kök salmışlardır içimize. Problem, sorun, acı, kahır, hüzün, dert, karanlık, kan, çirkinlik, beddua vb. Acaba diyorum bu karadelikleri çözüm, haz, keyif, derman, aydınlık, sempati, yardım, güzel ve dua vb. Pozitif yüklü düşüncelerle doldurmak ve kapatmak doğru bir yaklaşım olmaz mı?

    Acı çekmeden iyileşmek için doktora gideriz. Koçun varlığı eksiklerimizi giderip yüksek performansı yakalamak içindir. Öğrenmek için öğretmene ihtiyaç duyarız. İşin ustası bize kestirme yolu gösterecektir. Herşeyi deneyimlemeye ömrümüz yetmez. Başkalarının doğrularını ve yanlışlarını öğrenmeliyiz. Hepsini kendimiz yapacak kadar vaktimiz yok. Başarılı olmanın, mutlu olmanın yolu olsa olsa çözüm olmaktan geçiyor.

    Henn Ford “Çoğu insan problemlerin çevresinde dolaşmaya, onları çözmeye çalışmaktan daha çok zaman ve enerji harcıyor” der.

    İngilizlerin güzel bir özdeyişi vardır. “Çözümlerin birer parçası olmazsanız, sorunların parçası haline gelirsiniz.” Çoğu kez günü araladığımızda tükeniveriyoruz. Başka bir anlatımla, ya evimizden tükenmiş olarak çıkıyoruz. Ya da yolda tükenmişler tüketiyor bizi. Veya iş yerinde tükeniveriyoruz. Bunun tersi de mümkün. Nasıl mı? Yüreğimizi ve beynimizi sorundan yana değil de çözümden yana eğitir ve beslersek sorunlar sözcüğü ortadan kalkar. Ne kalacak? Çözümlenecek şeyler kalacak. İşte bu noktada büyük bir teslimiyetle yaradana sığınarak şükran hisleriyle dolu, hoşgörü sahibi, affedebilme yetisine sahip, olayla olay olmayan, sukunet halini muhafaza edebilen doğru kanalda yer almış olmak var. Hayatın içinde, hayata pozitif enerji katarak…

  4. ufuk

    giriş çok güzel bir anlatımın başlangıcı olmuş.Devamında ise hazmedilerek yazılmış bir koçluk süreci anlatılmış.sizi tebrik ediyorum.
    profesyonel koç

Yorum Yap