tr

Kıymetli Saatlerini Kime, Neye, Niçin Sunuyorsun?

Sadeleşmeye çalıştığımız bugünlerde, kafamız epey karışık aslında. Daha fazlasına sahip olmak ya da az şeyle, az insanla daha derinlikli yaşamak…

“Daha çok” ifadesini her şeyin önüne koyabiliriz oysa. Daha çok para, daha çok alkış, daha çok sevgi, daha çok popülarite, daha çok eğlence, daha çok huzur…

Aynı anda hepsine “daha çok” sahip olamayacağımız kesin, gerçekçi olalım. Birbiriyle çelişiyor da olabilir çünkü. Birinden daha çok olduğunda diğerini azaltmak gerekiyor olabilir. Yetişkin benliği tam burada göreve davet edelim lütfen. Atalar yine tam yerinde sözlerini söylemişler, “hem pastam dursun, hem karnım doysun” olmuyor.

Aslında, herkes hepsinden daha çok istemiyor. Her birimiz bazılarından daha fazla istiyoruz. Bazılarından istediğimizi zannediyoruz.  Bazıları için “olsa fena olmaz” diyoruz. Bazıları için ise, gerekli olduğuna dair bir inancımız var, bu nedenle istiyoruz… Peki asıl ihtiyaç ne? Tam şimdi, burada ve gerçek anlamda ihtiyaç duyduğumuz “daha çok” ne? Elbette hepimizinki farklı. Konu geldi mi yine dönüp dolaşıp kendini tanımaya?

Peki iş yaşamı sana hangilerini getirsin isterdin? Evet çok değerlisin. Hele senin vaktin, en kıymetlisi. 24 saatin yetmediği bu zamanda, saatlerini kime, neye, niçin sunuyor olduğunu bir düşünmeni isterim.

Güneşli günlerin hepimizi baştan çıkardığı şu günlerde dış ortamda olmak, emeğini, zamanını en verimli şekliyle kapalı olmayan bir yerde geçirmek mi isterdin? Belki bir bahçede, bitkilerle, tarlada, ekinlerle?

Ya da aslında yüksek bir plazanın yüksek bir katından şehri seyrederken “aferin” diyebilirdin kendine. Yüksek topuklu ayakkabılarına takılırdı gözün. Çok çalıştın, çok uğraştın ama değdi. Hepsi bu an içindi, keyfini çıkar, diyebilirdin kendine.

Belki çocuklar vardır hayalinde. Küçük çocuklar, kreşte ya da gençler lisede. Gözlerdeki parıltı ya da minik bir elin yanağına dokunuşu olabilir, senin bu dünyadaki ödülün. Sadece fark et.

Madem ki bir günün bilmem kaç saati bu işe ayrılacak neden keyifle olmasın? Hizmet sektörü zor, evet sağlık sektörü de öyle. Teknoloji her an kendini yeniliyor, hep takip gerekli. Bazı mesleklerde çok okumak lazım, bazılarında para yok. Yeni dünyada bazılarının pazarı değişti, bazılarında ise rakipler çoğaldı. Evet anladınız işte, her iş zor. Biri hariç; heyecan duyduğun!

Elbette ömrün boyunca aynı şeye, tek bir şeye heyecan duyacaksın demek istemiyorum. Büyüyoruz, değişiyoruz, önceliklerimiz ve ihtiyaçlarımız değişiyor. Güzel olan da bu kısım işte. Madem ki değişmeyen tek şey değişimin kendisi, öyleyse biz de değişebiliriz, hayallerimiz de. Mesele bu değişimi fark etmek ve ona adapte olabilmekte. Meslek değişimi zamanı gelmişse artık bu gerçeği görmek ve gereğini yapmakta. Sektör de değişebilir, unvanlar da. Söylesenize 10 yıl önce “sosyal medya uzmanı” bir tanıdığınız var mıydı? İnsan Kaynakları alanında yıllarca görev yapmış biri olarak, benim için bile yeterince zor yeni mesleklerin takibi. Bu da demek oluyor ki henüz adını bilmediğimiz bir mesleği yapıyor olabiliriz bundan 10 yıl sonra. Adını bile bilmediğimiz bir mesleğe nasıl hazırlanabiliriz ki?

Şimdi bırakalım gelecekte olacakları ve bugüne bakalım. Tam olduğumuz yere, içimize. İş hayatı zor, dünya da iyiye gitmiyor olabilir. Ama bizim tek bir ömrümüz var. Bu kısıtlı sürede, nerede ne yapıyor olmak istiyorsun? Ne de olsa, ömrünün sonunda bir muhasebeye girişeceksin kendinle. Belki “Süper oldu bu iş” diyeceksin? “İyi ki yapmışım, nefis oldu.”  Ya da belki de “Üzerime düşeni yaptım, artık ölüme hazırım” diyebileceksin, bir avuç şanslı insan gibi, kim bilir?

35 yaş üstü beyaz yakalı çalışanların %67’si, ikinci bir kariyer yolunu çizmeyi hedeflediklerini belirtiyorlar.*  Gelecek yıl değil, emeklilik sonrası hiç değil. Şimdi. Mutlu çalışana dönüşmek için planlamaya, çalışmaya bugün hatta tam şu an başlamak ne güzel olurdu. Yalnızca ve basitçe “Ben kimim? Sorusuna yanıt verme cesareti için şimdi bir adım atabilmek muhteşem olmaz mıydı?” Harekete geçmene engel olarak gördüğün ilk şeyi fark et, bir yere not et, sonra onu iyice tanı ve ortadan kaldırmak için planlara başla” desem, uzun bir yolun ilk adımı olur mu? Ne de olsa bütün yollar ilk adımla başlar, keyfini çıkar.

Zühal Yiğit

Kariyer Koçu & Eğitmen

* AVCT 2015 Araştırması.

Yorum Yap