tr

Ayrıl ondan. Kesin daha iyisini bulursun!

“Aslansın kaplansın!”

“Yaparsın, hem de ne biçim!”

“Senden iyisi mi var yahu?!”

“Sabahları deniz kenarında beraber 5 km yürüyeceğiz!”

 “Egzersiz şart, yüksek kalori yakarsan, ona göre bugün ödül var sana”

“Ha gayret Tuttuğunu koparırsın sen!”

“Bir şey beceremiyor musun bana mı öyle geliyor? Daha gayretli olman lazım”

“Ayrıl ondan. Kesin daha iyisini bulursun!”

“Bir tane hayatın var. İstifa et gitsin!”

“Bu hayat böyle gitmez. Değiştiriyoruz hayatını! Hemen!”

 ***

 “Ne iş yapıyorsunuz?”

“Profesyonel koçum”

***

Benim işim -her ne kadar öyle sanılsa da- yukarıdaki cümleler ve benzerlerini kurarak,

  • İnsanların hayatlarına yön çizmek değil,
  • “Raydan çıkmış yaşamları raya geri oturtmak” değil,
  • Yaşamlarını onlardan çok sahiplenerek ebeveynleri olmak değil,
  • Havaya sokarak ya da hırpalayarak ittirmek değil,
  • Ne yapacaklarını söylemek değil,
  • Ne yapmayacaklarını söylemek değil,
  • Akıl vermek değil.

Benim işim,

“Karşımdakine her şeyiyle ve tam anlamıyla güvenmek”

Çünkü o özgür, akıllı, potansiyeli yüksek, gitmek istediği yönü bilen, ilerlemek istediği yolu ve yöntemi seçebilecek, ihtiyacı olan hiçbir şey için dışarıdan bir ittirmeye gereksinim duymayan, içinde ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olan biri. Bana geldiğinde böyle düşünmese bile! Duygusal olarak çok işin içinde olduğu için kendisini böyle görmeyebilir ama ben onu öyle görüyorum. Tam olarak köklü hikâyemiz bununla başlıyor.

“Karşımdakine tüm dikkatimi vererek onu ilgiyle izlemek”

Bu profesyonel ilişkide, benim hayat duruşumun, hayata bakışımın, hoşlandıklarımın, hoşlanmadıklarımın, kişisel özelliklerimin, fikirlerimin, düşüncelerimin, görüşlerimin, inandıklarımın hiçbir geçerliliği yok. Çünkü bu ilişki, yalnızca bir gözlenen bir de gözlemleyen içeriyor. Ben gözlemleyenim. Olağanüstü olma sebebi, gözlemin, gözleneni dönüştürmesi.

“Karşımdakini merak etmek ve anlattıklarını ilgiyle dinlemek”

Duyduklarımın arkasındaki, derinindeki, altındaki benim için önemlidir. Ses tonundaki düşüş; konuşma ritmindeki melodik hava; vurgularda ortaya çıkan öfke; tekrarlanan kelimeler; cümlenin hangi kısmında enerjinin yükseldiği ya da düştüğü; belirli duraksamalar; anlık tereddütler; birdenbire kendini gösteren coşku; titreyen ses. Duygular, değişimler, geçişler… Çoğu zaman salt kelimelerden daha anlamlıdır benim için.

“Karşımdakini daha da merak etmek ve ona güçlü sorular sormak”

Doğru zamanda, doğru ifadeyle sorduğum her soru, karşımdakini birdenbire yakalar ve zihninin içine girer. Küçük bir canlı gibi zihnin daha önce hiç girilmemiş bölgelerinde ışıklar yakar; “Hmmm bunu daha önce hiç düşünmemiştim” demesine neden olur. Birini dikkatle, ilgiyle izlediğim ve dinlediğimde, onu içtenlikle merak ettiğimde; merkezime kendimi ya da benimle ilgili herhangi bir şeyi değil, onu koyduğumda doğal olarak içimden dışarı akan sorular güçlülerdir ve sürecimizi ileri götürürler.

“Karşımdakine ayna olmak ve ona gördüklerimi, duyduklarımı yansıtmak”

Bu bazen karşımda ağlayan birine “Çok üzgün görünüyorsun” demem kadar anlık, bazen ise “Bana görüşmemizin başında oğluna bir birey olarak çok değer verdiğini, bunun senin için bir öncelik olduğunu anlatmıştın. Bununla beraber, son birkaç dakikadır, oğlunun sınavından bahsederken ‘sınavımız’, ‘inşallah kazanacağız’ dediğini duyuyorum. Ona ait bir şeyi “biz” şeklinde ifade etmenin altında ne yatıyor?” kadar geniş bir resmi yansıtmak olabilir. Duygularının orta yerinde duran birine yapacağınız yansıtmadan daha değerli çok az şey vardır.

“Geri dönüp şöyle bir yolculuğumuza bakmak ve sonraki adımı değerlendirmek”

Bu iki kişilik bir yolculuk… Vardığımız noktadan ziyade sürecimiz, yani yolda yaşadıklarımız, o esnada keşfettiklerimiz ve onların üzerimizdeki etkileri çok önemli. Bunların toplamı da, bir sonraki adımı belirliyor ve yaşam doyum, haz, mutluluk ile ilerliyor.

***

Her ne kadar iki kişilik olsa da, bu, benim yok olarak var olduğum bir yolculuk.

Tüm eğitimim, disiplinim, profesyonel başarım bu yok olmanın içinde.

Başka herhangi bir meslekte ya da gündelik yaşam ilişkisinde bulunamayan, bulunamayacak bir iletişim modeli sunuyorum.

Koçluk, doğduğu günden bugüne bu nedenle dünyada büyük bir hızla büyüyor; koçluk seansları ve koçluk eğitimleri kanalıyla koçluk ile tanışmış olan insanlar, bir daha asla eskiye dönemeyecekleri şekilde başkalaşıyor; etraflarını başkalaştırıyorlar.

Çünkü bu modeli bilen herkes, dünya üzerindeki herkesin son derece değerli, eşsiz ve sınırsız potansiyele sahip olduğunu biliyor ve bunu karşısındakinin de bilmesini sağlıyor.

Herkes böyle bir iletişim modelini biliyor olsaydı, acaba nasıl bir dünyada yaşardık?

1 Cevap

Yorum Yap